Güzel bi kadın bulunduğum yere geldiğim zaman insanların tepkilerine dikkat etmeye başladım. Erkekler nereye bakıyor, şeklinde. Erkek düşmanı filan değilim ama o kadar alışmışım ki dikizleme olayına!

Resim iğrenç ya özellikle mi seçmişler adamı

Reklamlar

İstanbul üzerine yazılmış şiirleri, yazıları okuyorum, gene de içimdeki anlatma isteğini dolduramıyorum. Hele gezme isteğini, hiç!

İstanbul’a gidenlerin çoğunun mutlaka uğradığı bazı fiks yerler vardır. İstiklal Caddesi, okuyan kişii, hemen aklına geldi di mi? Sonra, bütün reklam filmlerinin çekildiği, Türkiye’nin ennn yaratıcı, en süpersonika reklamcılarının mabedi Tünel bölgesi. Evet ben de seviyorum.

İşte İstiklal’de, yağmurda, karda, çamurda da olsa gittiğim, keşinden sapığından, travestisinden korkarak da olsa ağzım kulaklarımda gezdiğim bu ışıklı sardalya konservesi görüntüsünde yerde neleri seviyorum yazıyorum. Önce Fenerbahçe’yi yazmaya karar verdim ya.  Bakıyoruz:

1-Fenerbahçe.

 

Fb’yi tuttuğum gerçeğini bir kenara alırsak, Fenerbahçe, Tophane’den de, Galatasaray Lisesi çevresinden de daha bambaşka gerçekten. Fenerbahçe derken, iyi bildiğim yerleri Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nden (değineceğiz ona da) başlayarak Divan Marina’ya kadar olan kısımlar ve komşu caddeler, sokaklardır. Burası özel kesim insanların yürüyüş, gezinti, eğlence amaçlı tercih ettikleri bir yer. Lüks, kaymak tabaka, haydi hovarda deseydim Etiler’i yazardım burada.

Ankara’da tabi ki yakalayamadığım çok güzel bir Marine ortamı var burada. İnsanların tavırları, yürüyüşleri bile -yazın da etkisiyle- daha da relax. Denize nazır yaşadığınız anlar daha da kıymetli oluyor gerçekten. Bence marine bu demek işte.

 Faruk Ilgaz Tesisleri’ne gelirsek. Bir kere imkanı olup da Parkorman’ı tercih edenlere inanamıyorum böyle söyleyeyim sadece. Güzel bir iskele, nezih insanlar, temiz bir tesis, güzel bir havuz. Üstelik giriş sadece 30 lira! Ankara Sports International’a verilen paralar düşünülürse şaka gibi bir fiyat. İçeride acayip bir kulüpçülük havası esiyor ki sormayın tabi. Eminim FB’yi tutup da diğer sporlardaki takımlarını hiç duymayanlar vardır, yani bende pek ilgili sayılmam. Genci, yaşlısı, can kurtaranı, şezlong taşıyanı, kadını, erkeği burada herkes kafayı Fenerbahçe’yle bozmuş. Vallahi kadınların konuştuğu iki konudan biri transferler filan!

Özellikle dikkat etmedim ama, insanların plaj havluları, denizden çıkınca iki tavla attıkları tavlaları mayoları, terlikleri aklınıza gelebilecek her kombinasyonda FB amblemi taşıyor. İnanılmaz birşey gerçekten.

Yazının anlatmak istediği şey başlıkta açıkça ortaya konmuştur. Evet.

Yaşım daha küçükken parkta arkadaşlarımla oyun oynamayı bize zehir eden çocuk- benim büyüdüğüm yıllarda o da büyüdü. Ne değişti? Şimdi de önünden geçtiğimde kıçıma bakıp duruyor.

Geçen aylarda medyamız Google Trends’i keşfetti ablası! Ay bebecik!

Yok birinin pornosu çekildi, zaten google’dan en çok ‘porno’ sözcüğünü aratan da Türkiye. Hiç şaşırmadık!

Yok satanist genç annesini öldürdü. Zaten psikopat kelimesini, ondan sonra, cinayet kelimesini, vahşet kelimesini de en çok Türkiye aratıyor! Ülkeye ne oluyor gençlik nereye gidiyor şeklinde.

g

g

Google Trends’in ne olduğuna geliyorum şimdi. Google, malumunuz, internet kullanıcılarının çoğunlukla ilk tercih ettiği arama motorlarından biri. Ben günde hiç yoksa 3-4 kere kesin giriyorum. Google ‘ın tek hizmeti arama motorluğudeğil aslında. Google Trends örneğin, bir sözcüğü giriyorsunuz sisteme, o sözcüğü en çok hangi ülkelerin arattığı, liste halinde önünüze geliyor.

Şimdi işin bit yeniğine geliyoruz. Bizim habercilerimize göre ‘seks’ kelimesini en çok aratan ülke Türkiye. Çok sakince söylüyorum ki, bu yanlış bir aramadır, böyle yanlış bir tespit yapıp da hala nasıl biz gazetede çalışabiliniyor anlamıyorum. Seks kelimesi hangi dilde cinsellik anlamına geliyor? Türkçe’de. Herhalde Danimarkalı, Afrikalı google da seksle ilgili birşey aratacağında Türkçe ‘seks’ yazmaz! Kendi dilinde yazar bre! Türkten başka kim aratır kendi dilinde seks kelimesini ya!

Gerçi ‘porn’ kelimesinde de Türkiye’nin hatrı sayılır bir sıralaması var ama, ne yapalım işte. Ne yapabilirsin ki. En azından bu yanlışlığı düzeltmek gerekiyor.

İnsanların görünüşleri, giyim tarzları ve konuşurken kullandıkları kelimeler, sadece ülkeden ülkeye değil, arasında 1 saatlik araba mesafesi olan şehirlerde bile değişebiliyor. Türkiye’deki etnik grupların fazlalığı nedeniyle, bizim ülkemizde kendi insanımızla konuşmak bazen daha zor olabiliyor. Bu arasında büyüdüğümüz insanların dillerine, yaşadığımız şehirdeki, kasabadaki insanların konuştukları dile bağlı olsa da, olay bununla bitmiyor. Okula gidenle gitmeyenin, televizyon izleyenle izlemeyenin konuşmalarında farkı duyabiliyorsunuz.

Ben ”Linguistics” denen olaya takmış vaziyette bir insanım. Anlasam da anlamasam da yabancı kanalları izlemekten büyük zevk alırım. Benim için kitap okumak, müzik dinlemek gibi günlük hayatımın işlerinden biri oldu. Dil, sadece bir toplumun anlaştığı kod, bileyim ben, bir sözcükler deryası değil çünkü. Aynı zamanda tek şekilde anlaşan insanların hayatlarının ta kendisi! Görme, gezme tutkusu son seviyede olan insanlarının çok büyük bir kısmının, yabancı dillere de bir ilgisi olduğu bence kesindir!

Biz Türkçe’de, temiz çamaşır koktuğu zaman mesela, ”oh be mis gibi” diyoruz. Güzel bir kız gördüğümüzde ”bir içim su” deyimini yakıştırıyoruz kızın güzelliğine.

 Ürdün’lüler güçlü insanlara ”Türk gibi güçlüsün” derlermiş. Şu anda kullanıldığını zannetmiyorum ama, İtalyanlar korktukları zaman ”Mamma il turchi!” derlermiş, ‘anneciğim Türkler geliyor!’ yani. Sözün kısası, eskiden nasıl Eurovision dünyayı, insanlarını görmek için tek pencereymiş, şimdi olanaklar bundan çok çok daha fazla olsa da, televizyonda gördüklerimizin ötesinde bir ülkeyi yaşamak için (eğer gidilemiyorsa) en kesin yol, o ülkenin dilini öğrenmekten geçiyor.

Türkçeyi şöyle böyle öğrenmiş, Türkiye’ye hiç gitmemiş bir yabancı olduğunuzu düşünün. Bu dili öğrendikten sonra Türkler’in tarihleri, modern hayattaki sosyal ilişkileri(kadın erkek ilişkisinden tut, istediğin sosyal seviyede arkadaşlık ilişkilerine kadar) araştırıp öğrenemeyeceğin hiçbir şey yok. Hem de tv kanalları ve internetin yardımıyla! Tek yapmak gereken, öğrenmek, ki heves ve heyecan duyuyorsanız benim gibi, bu da zor değil. İşte insanların tutsaklıktan kurtulabilecekleri, hatta teknolojiyi resmen buna alet edebileceğiniz, uçsuz bucaksız, ve kumandanın tamamen sizde olduğu bir alan. Bu zevkle eşdeğer hiçbir şey yok dünyada!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!