Bu filmi izleyeli neredeyse 1 ay oldu. Araya tatil filan girmeseydi daha etkisinde olurdum sanırım. Ethan Hawke ve Julie Delpy oynuyor. Niye bu kadar etkilendiğimi sanırım biliyorum. Nedeni aşağıdakiler DEĞİL:

-Ayyynısı başıma geldi

-İşte hayallerimdeki ilişki

-Ethan Hawke benim için..prince charming.

Nieto…Bunlar değil. Bu film çok benden, diyerek açıklamaya çalışıcam. Kızla oğlan bir trende tanışır, oğlan kızı Viyana’da inip gezmeye ikna eder, kızı yolundan eder. Sadece bir geceleri vardır beraber geçirecek, daha sonra oğlan Amerika’ya dönecektir. Gece boyunca konuşurlar, gülerler, konuşurlar konuşurlar. Eğlenirler. Ayrılık vakti gelir, içleri kopar. Aslında beraberken tek düşündükleri, Céline’in söylediği gibi, sabaha ayrılacak olduklarıdır, filan..

Büyük, kavuşulamayan, hödöhödö aşklara inanan var mı hala? Öyle bir şey asla yok. Sadece bazen işte, böyle tatlı tesadüfler oluyor, ama işin kötüsü ne bileyim..Devamı gelmiyor. Modern aşk bu. Modern aşk, daha tatlı. Buruk da. Sonra herkes kendi başına.

Not: Her izlediğim filmden sonra imdb ye ve sözlüğe bi göz atarım. Bayılıyorum sözlüğe, bitirdi beni, şöyle yazmış birisi

”Bu filmi izleyen her erkek kendini Ethan Hawke sanmıştır.”

Aslında bir de devam filmi var.

Julie Delpy resmen oyunculuk eğitimi vermiş bu iki filmde. İkinci filmde anlıyoruz ki ikisi de aslında çok derinlikli karakterler. Ya yazıp yazıp siliyorum. İkisi de bambaşka nokta.

Yazıyı bitirirken gülümseten bir diyalog yazalım, pek hatırlayamıyorum ve internette de yok:

Jesse: Its our last night. I think we should..do it.

Céline: Yeah yeah, I know how it sounds! Meet a French girl in the train fuck her and never see her again.

Jesse: Then let’s see each other again 🙂

Reklamlar